Feeds:
Posts
Comments

Posts Tagged ‘bab aziz film eleştirisi’

image

     Uzun zaman ara ara izledim Bab Aziz’i. Yönetmen Nacer Khemir “dinime atılan çamuru temizlemek için bu filmi çektim” diyor Bab Aziz için. Bab’Aziz’in yere düşen Ishtar’ın yüzünde ki kumları temizlediği sahnede bu sözü hatırlattı bana. Khemir ‘in düşüncesi, çabası takdire şayan gerçekten. Ve mükemmelde bir eser vermiş bizlere. Filme geçersek..

     Filmin başında okunan ayetler Ali İmran suresi 33-34-35-36 Ayetler. Meallerini yazının sonuna ekledim, filmin hikâyesi de bu ayetlerle benzer kanaatimce.

     Bab’Aziz; daha masalın başında (masal diyeceğim çünkü bir şark masalı bence bu film) torunun Ishtar’ın bir diriliş mucizesi gibi kumların altından çıkışı, cahiliyede gömülen kız çocuklarını hatırlattı bana. Diğer bir diriliş mucizesini de o mahşer şehrine varmadan hemen önce Bab’Aziz’in selamı ile kumlardan doğrulan dervişler gösterdi bize. Allahın Selamı onları sura üflenmiş gibi doğrulttu ve mahşer şehrine yöneltti. Ishtar, çıkar çıkmaz yegane arkadaşın ve koruyucun dedeni aradı gözlerin. Kumun altından secde etmiş vaziyette çıktı bu bilge insanda. Söyle Ishtar, dedenin senin için anlamı nedir. Hani o hasta olduğunda elini yüzünde gezdirip sana dualar eden deden. Öyle değil midir bizim içinde hayatta, somut bir açıklaması yoktur ama hepimizin ihtiyacı vardır üzerimizde gezinecek bir ele. Masalın başına şu bilge sözler damgasını vurur, “Dünyada ki ruhlar kadar Allah’a giden yol vardır” Aslında bu sözü Ali İmran 37’de Meryem’in Zekeriya (as)’a “Muhakkak ki Allah dilediğine sayısız rızıklar verir” sözüyle de ilişkilendirebiliriz. Masal boyunca çölde oradan oraya savruluşun, aynı hedefe gitmenize rağmen diğer yolculardan ayrı yollara gidişin ve nihayetinde aynı yere gelişinde bunu söylemiyor mu zaten. “İnancı olan kişi asla kaybolmaz” dedin ve yürüdün Bab’Aziz, “yürümek yeterli, davet edilenler yolu bulacaktır” deyip yoluna devam ettin o görmeyen ama hep gökleri süzen gözlerinle. “Herkes yolunu bulmak için en değerli hediyesini kullanır, senin ki sesindir” dedin Zeyd’e. Peki senin hediyen neydi Bab’Aziz Rabbine giden yolda. Ishtar’dı değil mi? Sen güzel torununu hediye ettin bu yolculukta. Belkide Ali İmran suresinin masalın başında verilişinin bir sırrı da buydu. Torunun Ishtar, İmran’ın hanımı tarafından Allah’a bir armağan sunulan Meryem gibi senin bu yolda ki hediyendi.Çölde o muhteşem müzik eşliğinde Ishtar’ın “ama kaybolursan” uyarısıyla arkanda izler bırakarak gözden kayboluşun zihnimden gitmiyor.

image

     Sonra masallar başlıyor bize dair. Bize ama unuttuğumuz, kaybettiğimiz bize dair masallar. Sen ey prens, eğlence rahat ve rehavetin içinden, gözlerinin güzelliğini aldığın bir ceylanın peşine sürüklendin. Halkın seni kandillerle aramaya koyuldu bir çöl gecesinde. Bulduklarında Leyla’sını yitirmiş bir Mecnun misali dalmıştı gözlerin suya. O ahu gözlerin ne görüyordu suda prensim. Kendin mi yoksa kendinden özge bir can mıydı gördüğün? Hangi dünyalarda geziyordun? Hangi âlemeydi yolculuğun İbrahim Ethem misali. Anlat prensim, bir dünya güzeli miydi gördüğün yoksa bir ukba terennümü müydü sudan dinlediğin? “Sadece âşık olmayanlar kendi yansımalarını görürler” sözü de senin orada neleri temaşa ettiğini söylüyor aslında. Bir tek dervişin unutmadı, terk etmedi seni Rabbinden başka. Kıyafetlerini ve asasını miras bırakır sana ve senin deyişinle “kaybettiklerini bulma zamanına” Mevlana’nın deyişiyle “Şebi Aruz” vaktine kadar sürecek yolculuğun başlar. Prensim, yoksa Bab’Aziz mi demeliyim artık, zira daha masalımızın başında o ceylanı severken Ishtar’a “biz uzun zamandır tanıyoruz birbirimizi” deyişinle anlamalıydım o prensin senden başkası olamayacağını.

image

     Sen Osman. Kum taşıyıcılığı yaparak bu baba mesleğini bırakıp uzak, kumların olmadığı diyarlara gitmek için para biriktiren Osman. Sen yasak aşkın elçisi Osman. Gözlerinde şehveti gördüm o mektubu okurken. Kadının kocasının gelmesiyle kuyuya düşen, kendini bir rüya âleminde sevgilin Zehra’nın yanında bulan Osman. Sevgilini kaybettikten sonra bir damla suyun peşinde dolanıp duran Osman. Senin hikâyen nerede bitti? Buldun mu sevgilini, ya da vardın mı Bab’Aziz’in seni davet ettiği nehre.

     Ve sen Zeyd. Aslında bu senin değil, seninle birlikte birde Nur’un hikâyesi. Nur’un önünde babasının şiirini okuyunca bunu bir işaret bilip kendini sana sundu Nur. Senin aşkın bir kızaydı Zeyd. Çünkü herkesin bahtına ilahi sevda düşmez. Bab’Aziz kaybettiği Mevla’sını ararken, sen Nur’un peşinde koştun. Pervanelik herkesin nasibi değildi çünkü.

image

     Mevla’sının peşinde koşturan Hüseyin’in, meyhanede zevk eden kardeşi Hasan. Hüseyin dervişin yardımıyla ölmeden evvel ölmüştür. Sonra sen çıkarsın sahneye Hasan. Çöllere düşersin kardeşinin intikamı için. Onsuz sen bir hiçsindir çünkü. Arka planda okunan dizeler sizin bütünlüğünüzü anlatır bize; “Zaman neşelidir/Biz ikimiz vuslata erince/Sen ve Ben/Sen ve Benden kayıtsız/Aynı neşenin sevinci.” Siz ruh ve nefssiniz Hasan, kardeşinle. Ruh elden gidince sen çaresizlik ve ölüm korkusuyla dolu çöllere düştün. İkiniz tek bir candınız. Seni çölde bulup motosikletine alan yolcu bir söz eder; “Allah beni seni kurtarmam için gönderdi” Sonrasında ise seni soyar. Çıplak kaldıktan sonra iyice Mecnun’a dönüp yalınayak çöllerde dolaştın ta ki bayılana ve kızıl saçlı derviş tarafından bulunana kadar. Senin kıyafetlerini çalmamıştı aslında değil mi o yolcu? Sadece sana yeni bir yol açmıştı zira senin asıl kıyafetlerin Bab’Aziz’inkilerdi ve esas yolculuğun O’ndan sonra başlayacaktı. Gerçekten Allah onu sana yardım etmesi için göndermişti bu yolculukta. Bab’Aziz’in hikâyesinin bitmesiyle Senin hikâyen başlar Hasan, O’nun kıyafetleriyle..

     Kızıl saçlı derviş. Ah sen Mecnun musun dervişim. Nasıl bir aşktır senin ki, bir tarif et bize. Daha masalın başında o kubbenin altında ayetlerin müthiş ahengiyle dönüp dururken bir elindede süpürgen, sanki kainatı süpürüyordun o tertemiz kalbinle. Kendini “Canınla süpür Cananın eşiğini, ancak o zaman aşka erersin” diyerek sevgilinin kapısında bir kıtmir eylemişsin. Kainatta o Sevgilinin kapısının bir önü değil midir zaten. Canından Canan için vazgeçmiş, çölde bir caminin bahçesinde ki kumları temizliyorsun. Bitmez o kumlar çekmekle dervişim ama senin umurunda bile değil bu. Aramakla bulunmaz lakin bulanlar yine de arayanlardır sözüne muhatap sensin belkide. Aşk’ınlığınla teksin Sen bu masalda.

image

     Sona gelinirken o muhteşem diyalog geçiyor Hasan’la Bab’Aziz arasında;

     “Hasan… Seni bekliyordum.”

     “Beni mi bekliyordun?”

     “Ölümüme şahit olman için.”

     “Neden ben? Ben ölümden çok korkarım…”

     “Biliyorum. Anne karnında karanlıktaki bebeğe denseydi ki: “Dışarıda aydınlık bir dünya var, yüksek dağlarla dolu, büyük denizleri olan, dalgalanan düzlükleri olan, çiçekleri açmış güzel bahçeleri olan, dereleri olan, yıldızlarla dolu bir gökyüzü ve alevli güneşi olan… Ve sen, bu mucizelerle yüzleşmek yerine, karanlıkla çevrilmiş oturuyorsun… ” Doğmamış çocuk, bu mucizeler hakkında hiçbir şey bilmediği için, hiçbirine inanmayacaktır. Tıpkı ölümü karşılarken bizim gibi. İşte bu yüzden korkarız. Ölüm nasıl olur da son olur Hasan oğlum, benim düğün gecemde mutsuz olma. Sonsuzlukla olan evliliğimin artık zamanı geldi.”

     “Ölüm nasıl olur da başlangıcı olmayan birşeyin sonu

     Bab’Aziz’in şu sözleriyle bitirelim;

     Ishtar, “ama o bir derviş değil ki” diye itiraz eder Bab’Aziz’e.. Zeyd’i göstererek. Bab’Aziz ise; – “Kim bilir, bu dünyada herkesin tamamlaması gereken bir görevi vardır. Bunu unutmadığın sürece diğerleri çok da önemli değildir. Ama bundan başka her şeyi hatırlıyorsan, hiç bir şey bilmiyorsun demektir.” diye cevap verir. Herkes kendi hikâyesini anlattı bu masalda aslında. Sonrası ise yolcuların birer birer geldikleri o mahşer şehri…

image

Ali İmran 33-34-35-36 Gerçek şu ki AllahÂdem’i, Nûh’u, İbrâhim ailesi ile İmran ailesini, birbirinden gelen tek zürriyet halinde bütün insanlardan süzüponlara üstün kılmıştır. Allahsemî’dir, alîmdir(her şeyi hakkıyla işitir, mükemmel tarzda bilir). Hani bir vakit İmran’ın hanımı şöyle demişti: “Ya Rabbî, karnımda taşıdığım çocuğumu sana adadım, her türlü bağdan âzade olarak seninyoluna hizmet edecektir. Adağımı lütfen kabul buyur. Şüphesiz(duaları işiten, niyetleri bilen) semî ve alîm yalnız Sen’sin!” Derken onu doğurunca da: “Ya Rabbî, dedi, ben bir kız doğurdum. -Zaten Allah ne doğurduğunu pek iyi biliyordu-, erkek evlat, elbette kız gibi değildir. Ben onun adını Meryem koydum. Onuda, onun neslinden gelecekleri de o mel’un şeytanın şerrinden korumanı niyazediyorum.”

Filmden bir video;

Kumdan çıkış

Read Full Post »

Follow

Get every new post delivered to your Inbox.